Türkiye Cumhuriyeti

Beyrut Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Büyükelçi Çağatay Erciyes'in An-nahar Gazetesinin 8 Ağustos 2016 Tarihli Sayısında Yayınlanan Makalesi , 08.08.2016

Uluslararası toplum Türkiye’deki son gelişmeleri doğru analiz edebiliyor mu?

FETÖ Türk Devleti içindeki Truva Atıdır


Emekli Tümgeneral Amin Saliba’nın An Nahar’ın 3 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan ‘’Türk 
Rejimi McCarthyism’e yönelmediği sürece’’ başlıklı makalesini ilgiyle okudum. 

Öncelikle Türk Hükümetinin darbecilere ve destekçilerine karşı aldığı tedbirlerin, ABD’nin McCarthty döneminde komünizme karşı aldığı tedbirlerle  kıyaslanmasını doğru bulmuyorum. 

Zira Fethullah Gülen’in kurduğu gizli teşkilat, Türk halkı için hayali değil, gerçek bir tehdittir. Bu tehdit,  darbe teşebbüsü ile kendini göstermiş,  238 Türk vatandaşının ölümü, 2.197'sinin de  yaralanmasına yol açmıştır. Bu nedenle Türk Hükümeti, muhalefetin ve halkın da desteğiyle, gölgelerle değil, gerçek bir tehditle mücadele etmektedir. Bu gizli teşkilatın mensupları, Türk halkı tarafından terörist olarak tanımlanmaktadır. Fethullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) , dünyadaki diğer terör örgütlerinden farkı, devlet içerisinde gizlice ve sinsice yapılanmış olmasıdır. Bu nedenle FETÖ Türk Devleti içindeki Truva Atıdır. Amacı da Türkiye'nin anayasal düzenini değiştirmek ve ülke yönetimini ele geçirmektir. 

FETÖ mensupları Türk devlet kurumlarına 1980’li yıllardan itibaren  sızmaya başlamışlardır. Bu illegal yapılanma, 2007-2013 döneminde özellikle polis, yargı ve ordu içinde ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu dönemde eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ dahil, Türk Ordusundan binlerce subay sahte delillerle açılan birçok dava ile hapse mahkum edilmiş ve Ordudan uzaklaştırılmıştır. Yine bu dönemde birçok kamu çalışanı, işadamı ve siyasetçi,şantaj, komplo ve baskılara maruz kalmıştır. 

Gülen’in devlet içindeki bu gizli yapısı, yine Gülen’in emrinde olan okul, ticari şirket, banka ve medya kuruluşlarından müteşekkil  ve ekonomik büyüklüğü en az 150 milyar dolar olarak tahmin edilen bir yapı tarafından finanse edilmiştir. 

Maalesef Türkiye, Gülen’in gerçek yüzünün farkına son birkaç yılda varmıştır. Türkiye,  FETÖ üyelerinin ve  destekçilerinin ortaya çıkarılması için 2014 yılından itibaren hukuk kuralları içerisinde yoğun bir mücadele başlatmıştır. 15 Temmuz darbe teşebbüsü böyle bir ortam içinde cereyan etmiştir. 

Halihazırda tutuklu olanlar 15 Temmuz darbe teşebbüsüne iştirak edenler, suçüstü yakalananlar, FETÖ’ye doğrudan destek verenler ve bu örgütün üyesi olduğuna şüphe edilen kişilerdir.  Bu çerçevede gerek darbe öncesi, gerek darbe sonrası devam eden soruşturmalar neticesinde, çoğunluğu asker, polis, hakim ve savcı, mahalli idareciler olmak üzere 10 binden fazla kamu görevlisi tutuklanmış, 4 binden fazlası da   gözaltına alınmıştır. FETÖ ile bağlantısı nedeniyle kamuda çalışan 60 binin üzerinde kişi açığa alınmıştır. Bunlardan 3500'ü  kamu görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Bunlar tutuklu veya gözaltında değildir. Türkiye’de kamu sektöründe 3.3 milyon kişi istihdam edilmektedir. Türkiye’nin insan kaynakları, devlet yapılanmasındaki bu boşluğu kolaylıkla doldurabilecek zenginlikte ve güçtedir. FETÖ'nün  devlet  içinden ayıklanması  için illa bir örnek  aranıyorsa,  Mc Carthy dönemi  yerine,  1990 yılında Doğu-Batı Almanya birleşmesi dönemi  incelenebilir. 

Herhalükarda Türk Devletinin içine sızmış olan bu illegal paralel devlet yapılanmasının temizlenmesi, Türkiye’yi daha istikrarlı ve güçlü hale getirecektir. Türkiye bu yöndeki adımlarını uluslararası yükümlülüklerine saygı göstererek ve hukuk sınırları içinde kalarak yapacaktır. 

Kapatılan, okul,  banka,  gazete ve üniversiteler konusuna gelince bunların tamamı Gülen tarafından kurulan, finanse edilen ve onun emrindeki kuruluşlardır. Dolayısıyla Türk halkının ve Hükümetinin Türkiye’deki anayasal düzeni yıkmaya çalışan FETÖ’ye destek sağlayan bu kuruluşlara karşı sessiz ve hareketsiz kalması da beklenemez. 

Uluslararası toplum,  önyargılardan ve  yetersiz bilgilerden hareketle  Türkiye’deki gelişmeleri   doğru olarak analiz edememektedir. FETÖ’nün Türk halkına ve Türkiye’deki anayasal düzene yönelttiği tehdidin  vahameti ve  ciddiyeti tam olarak algılayamamaktadır.   

Diğer taraftan darbe teşebbüsünün amatörce olduğu yolundaki iddialar da tartışmalıdır.  Bilakis Türkiye’deki  birçok askeri uzman ve basına yansıyan soruşturma bilgileri, darbe teşebbüsünün son derece profesyonelce planlandığına işaret etmektedir. Darbe kötü  planlamadan değil,   FETÖ'nün  üç konudaki  hesabının  tutmamasından başarısızlığa uğramıştır.  FETÖ darbe teşebbüsü sırasında Türk halkının en azından bir bölümünden destek almayı hesaplamış, ancak Türk halkı bir bütün olarak darbeye destek vermemiştir. Farklı sosyal sınıflara ve siyasi görüşlere mensup milyonlarca Türk vatandaşı sokaklara çıkarak, bombaların, kurşunların, uçakların ve tankların önüne geçerek, demokrasiye, istiklallerine ve istikballerine sahip çıkmıştır.  Darbecilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey komutanlarını ve diğer mensuplarını  yanlarına çekebilecekleri hesabı da tutmamıştır. Darbeciler Türkiye’de muhalif kesimlerden de kendilerine destek  verilebileceğini hesaplamışlar, ancak bunda da yanılmışlardır. Hangi  siyasi görüşte olursa olsun, tüm siyasi partiler, medya, sivil toplum kuruluşları darbenin ilk saatlerinden  itibaren darbeye karşı bir tutum  almıştır. 

Türk toplumunun bu  tepkisi,  gelecekte Türkiye'de başka darbeye kalkışılmamasının   en büyük sigortası olmuştur.   

 Son olarak  15 Temmuz darbe girişimi Türk toplumunu ve siyasetinde yeni bir tablo ve ulusal uzlaşma yaratmıştır.  Bu uzlaşmanın ortak noktası Türk demokrasinin her türlü tehdide karşı korunması ve  güçlendirilmesidir. Bu uzlaşı devlet kurumlarının FETÖ’den temizlenmesini, liyakat, şeffaflık ve hesap verilebilirlik  ilkelerinin  devlet içinde yeniden hakim kılınmasını  arzu etmektedir. Türk Hükümetinin halihazırdaki çabaları da bu yöndedir. Bu süreç Türkiye’yi daha da güçlü kılacaktır. 

 


İlgili Dosyalar :

- EK-.pdf