Türkiye Cumhuriyeti

Beyrut Büyükelçiliği

Konuşma Metinleri

MAŞTA HASAN BELEDİYESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN TOPLANTIDA YAPILAN KONUŞMA, 09.04.2011

MAŞTA HASAN BELEDİYESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN TOPLANTIDA YAPILAN KONUŞMA
9 NİSAN 2011)

Maşta Hasan Belediye Başkanı dostum Hamze el Ahmad,
Akkar Bölgesindeki diğer belediyelerin aramızda bulunan değerli Başkanları,
Değerli din adamları, muhtarlar,

Maşta Hasan’ın değerli sakinleri, çalışma arkadaşlarım,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün burada Ulusal Okuma Haftası vesilesiyle Maşta Hasan Belediyesi Okuma ve Kültürel Zenginleşme Merkezi tarafından düzenlenen etkinlikte bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu güzel düzenleme için Maşta Hasan Belediye Başkanı Sayın el Hamza’ya ve İssam Fares Merkezine teşekkürlerimi sunuyor, kendilerini bu güzel etkinlik nedeniyle kutluyorum.

Lübnan’da 8-18 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve okuma bilincinin yükselmesine katkıda bulunan Ulusal Okuma Haftasının tüm Lübnanlılara hayırlı olmasını diliyorum.

Böyle önemli bir haftada, bu akşam Türkiye-Lübnan İlişkileri ve Bu İlişkilerin Geliştirilmesinin Yolları başlığı altında konuşmam rica edildi, ben de memnuniyetle kabul ettim.

Türkiye-Lübnan ilişkileri üzerine konuşmak için herhalde Akkar Bölgesinden daha anlamlı bir yer olamaz. Çünkü Lübnan’ın en kuzeyinde ve Türkiye’ye en yakın kesiminde yer alan Akkar Bölgesi, Türklerle Arapların Osmanlı İmparatorluğu döneminde dört yüzyıl bir arada yaşadıkları, ortak bir kültür geliştirdikleri bölgedir.

Osmanlı yönetimi ve son dönemlerde özellikle Sultan İkinci Abdülhamit bu bölgeyle yakından ilgilenmiş, burada bugün de görebildiğimiz kalıcı eserler bırakmıştır.

Bu bölgenin Türkiye-Lübnan ilişkileri açısından ayrı bir önemi de, burada yaşayan ve sayıları on bini bulan Türkmen kardeşlerimizin varlığıdır. Ancak, şunu da vurgulamam gerekir: Akkar’da yalnız Türkmen kardeşlerimiz değil, tüm Akkar halkı Türkiye’ye ve Türklere aynı derecede muhabbet ve yakınlık duymaktadır.

Dokuz aylık görevim sırasında bunu bizzat görmüş olmak beni çok mutlu etti. Bu muhabbet ve yakınlığın karşılıklı olduğunu, Türk halkının da Akkar halkına aynı şekilde sevgi ve yakınlık duyduğunu belirtmek isterim.

Bu akşam katıldığımız etkinlik de Türkiye ile Lübnan arasındaki dostluk ve kardeşliği en iyi şekilde ortaya koyan olaylardan biridir.

Günümüzde Türkiye ile Lübnan arasındaki ilişkilerini, dört yüzyıl birlikte yaşamış iki komşunun yeniden bir araya gelmesi olarak tanımlamak mümkündür.

Geçen hafta Aydamun’da Akkar’ın ve bu bölgedeki Türkmenlerin tarihi üzerine iki güzel konferans dinledik. Bu konferanslar vesilesiyle gördük ki, Türkiye-Lübnan ilişkilerinin geçmişi beş yüzyıldan daha eskidir.

Bildiğiniz gibi Selçuklu Türkleri 11. yüzyıldan itibaren Suriye’ye inmişler ve bu şekilde Türklerle Akkar halkı arasında ilk temaslar başlamıştır.

Birkaç yıldır Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönüşüyle ilgili yazılar yazılmakta, görüşler dile getirilmektedir.

Gerçekten, Türk dış politikası son yıllarda Ortadoğu’ya, Arap ve İslam dünyasına daha belirgin bir şekilde yönelmiş ve Arap ülkeleriyle daha yakın ilişkiler içine girmiştir. Türkiye’nin bu yeni açılımı, geleneksel ve köklü dış politikasının bir uzantısıdır.

Bugün, Ortadoğu’da Türkiye’nin daha aktif bir rol oynaması için daha uygun şartlar bulunmaktadır. Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra bu bölgedeki duvarların da yavaş yavaş ortadan kalkması, bölge ülkeleri arasında daha yakın ilişkiler geliştirilmesini kolaylaştırmıştır.

Bu çerçevede Lübnan ile ilişkilerimizde de önemli bir yakınlaşma görülmüştür. Esasen, Türkiye ile Lübnan arasındaki ilişkilerde ilk yakınlaşma Lübnan İç Savaşı sonrasına merhum Refik Hariri’nin ülkemize yaptığı ziyaretlerle başlamıştır. Başbakan Refik Hariri’nin son olarak 12-13 Mayıs 2004 tarihlerinde Türkiye’ye yaptığı ziyaret ilişkilerde bir canlanma yaratmıştır.

Temmuz 2006 yaşanan İsrail Savaşının ardından Lübnan’da savaşın yaralarının sarılması amacıyla başlatılan uluslararası çabalara Türkiye de aktif şekilde katılmıştır. Türkiye başta sağlık ve eğitim projeleri olmak üzere çeşitli alanlarda Lübnan’a 55 milyon Dolar tutarında yardımda bulunmayı taahhüt etmiştir. Bugün, Aydamun’daki okul binamız gibi bu projelerin tamamına yakın kısmının tamamlandığını görüyoruz.

Türkiye ile Lübnan arasındaki üst düzeyli temaslar Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Ocak 2007’de Beyrut’a, Başbakan Fuad Siniora’nın da Kasım 2008’de Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerle hız kazanmıştır. Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Sleiman göreve başladıktan sonra 2009 Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret etmiştir.

Sayın Başbakanımızın 24-25 Kasım 2010 tarihlerine Lübnan’a yaptığı ziyaret ikili ilişkilerimizde doruk noktası olmuştur. Bunu son olarak Başbakan Sayın Saad Hariri’nin geçen hafta Ankara’ya yaptığı kısa ziyaret izlemiştir.

Tüm bu ziyaretlerde, Türkiye ile Lübnan arasındaki ilişkilerin altyapısı hazırlanmıştır. Cumhurbaşkanı Sleiman’ın ve Başbakan Siniora’nın ziyaretleri sırasında çok sayıda anlaşma imzalanmıştır.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasım ayındaki ziyareti sırasında ülkelerimiz arasında bir serbest ticaret anlaşması imzalanmış ve Türkiye ile Suriye arasında olduğu gibi bir Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi, yani bir ortak bakanlar kurulu kurulması kararlaştırılmıştır.

Türkiye’de 12 Haziran 2011 tarihinde Parlamento seçimleri yapılacaktır. Türkiye’deki bu seçimlerin ardından ve Lübnan’da yeni bir hükümetin kurulmasından sonra Türkiye-Lübnan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplanacaktır. Bu Konsey, ticaretten enerjiye, tarımdan eğitime birçok alanda yeni anlaşmalar yapılmasına ve ortak projelerin uygulanmasına imkan sağlayacaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün de önümüzdeki dönemde Lübnan’ı ziyaret etmesi gündemdedir.

Türkiye Lübnan’a ve Lübnan halkına bir bütün olarak bakmaktadır. Türkiye, Lübnan’ın bağımsızlığına istikrarına ve ekonomik kalkınmasına önem vermektedir. Bu konuda Lübnan’a elinden gelen yardımı ve desteği vermeye hazırdır.

Bugün Türkiye 73 milyon nüfusuyla ve güçlü ekonomisiyle büyük bir bölge ülkesi haline gelmiştir. Türkiye, dünyanın 16. büyük ekonomisine sahiptir. Avrupa Birliği üyesi olmamakla birlikte Türkiye’nin ekonomisi Avrupa’da 6. durumdadır.

Türkiye ekonomisi, 2009 yılında yaşanan dünya ekonomik bunalımından etkilenmemiş ve 2010 yılında önemli ölçüde büyümüştür. Türkiye, Cumhuriyetin 100. yıldönümü olan 2023’te dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmeyi hedeflemektedir. Bugün Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 10.000 Dolar olarak hesaplanmaktadır.

Bu ekonomik özellikleriyle Türkiye bölgesinde ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine ve liberalleşmesine öncülük etmektedir. Bu çerçevede Türkiye, Lübnan, Suriye ve Ürdün’ü içine alan dörtlü bir işbirliği girişimi başlatmıştır.

Bu dört ülke arasında vize uygulaması kalmamıştır. Serbest ticaret anlaşmaları uygulanmaktadır. Dolayısıyla dörtlü düzeyde daha yakın bir işbirliğinin gerekli koşulları sağlanmıştır.

Önümüzdeki dönemde bu işbirliğinin hayata geçirilmesi yönünde adımlar atabileceğimize inanıyoruz. Bölgedeki çalkantıların bir an önce yatışmasını ve işbirliğini daha ileri götürecek bir istikrar ortamı oluşmasını diliyoruz.

Az önce ifade ettiğim gibi, Türkiye ile Lübnan arasındaki ilişkiler 1000 yıl önce başlamıştır. Osmanlılar 1516’da girdikleri Lübnan’dan 1918’de Birinci Dünya Savaşının sona ermesiyle birlikte ayrılmışlardır. Ancak Lübnan 1943’de bağımsızlığını kazanmasından çok önce, daha manda döneminde, Mersin, Adana, Hatay ve Mardin gibi güney illerimizde yaşayan vatandaşlarımız için bir çekim merkezi haline gelmiştir.

Bugün vatandaşlarımızın Avrupa’ya gitmeleri gibi, o dönemde pek çok vatandaşımız eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmak, iş yapmak ve çalışmak amacıyla Lübnan’a gelmiş, bir kısmı da burada yerleşmiştir.

Bugün elli binin üzerinde Mardin kökenli vatandaşımız Lübnan’da yaşamaktadır. Bu vatandaşlarımız, Akkar ve Bekaa’daki Türkmen soydaşlarımız ile birlikte Türkiye ile Lübnan arasında tarihi, kültürel ve insani bir köprü oluşturmaktadır.

Türkiye ile Lübnan arasında mükemmel düzeyde olan ilişkileri bütün alanlara yayarak daha sıkı bir işbirliği ilişkisi haline getirmek için önümüzde büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Türkiye ile Lübnan arasında geçen yıl vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması ilişkilerimizi çok olumlu etkilemiştir. Bu olumlu ortamdan yararlanarak daha ileri adımlar atmamız mümkündür.

Lübnan bölgede çok dinamik bir ekonomik güçtür. İç Savaşın ve 2006 savaşının yıkıcı etkilerini hızla geride bırakmaktadır. Kuzeyden güneye çeşitli ekonomik faaliyetler yürütülmekte, Afrika’dan Körfez Bölgesine, Kuzey Irak’a kadar çeşitli iş ilişkileri içinde bulunmaktadır.

Türkiye ile Lübnan, ekonomik alandaki bilgi ve becerilerini, güçlerini birleştirdikleri takdirde çok olumlu sonuçlar elde edilebilecektir.

Sizlere bir örnek vermek isterim: Son yıllarda düzenli olarak artan ikili ticaretimiz 2010 yılında 915 milyon Dolara ulaşmıştır. Bu rekor bir düzeydir. Ticaretimizin bu yıl 1 milyar Dolara ulaşmasını arzu etmekteyiz.

Akkar’daki işadamlarına, Türkiye ile kolaylıkla iş bağlantıları kurabileceklerini söyleyebilirim. Bu konuda Beyrut’taki Ticaret Müşavirliğimizden bilgi alabilirler.

Yakın bir gelecekte Beyrut’ta bir Türk kültür merkezi kurma aşamasına geldiğimizin müjdesini vermek isterim. Burada, Türk kültürünü tanıtan çeşitli etkinliklere yer verileceği gibi, daha geniş kapsamlı ve daha uzun dönemli Türkçe kursları düzenlenecektir. Bunun Türkiye ile Lübnan arasındaki kültür ilişkilerinde bir dönüm noktası olacağına inanıyorum.

Halen, biri Trablus’ta, biri Beyrut’ta biri de Sayda’da görev yapmakta olan Türkçe öğretmenlerimiz, Lübnan’daki talebi karşılayamamaktadır. Bu öğretmenlerimizin yoğun çalışmaları sayesinde bu talebin bir kısmına cevap verebilmekteyiz.

Türk Hükümeti, Lübnanlı gençlere ve Türkmen soydaşlarımıza yüksek öğrenimlerini Türkiye’deki üniversitelerde sürdürmeleri için çok sayıda burs vermektedir. Bu bursları her yıl artırmaktayız. Bu yıl Türkiye’deki özel üniversitelerden de burslar almaya başladık.

Maşta Hasan’da ve Akkar’daki diğer beldelerde yaşayan gençlerimizden bu konuya ilgi duyanlara Büyükelçiliğimizle temas etmeleri çağrısında bulunuyorum.

Büyükelçilik olarak Türklere Lübnan’a, Akkar’a Trablus’a gelmelerini, bu yakın ülkeyi keşfetmelerini söylüyoruz. Aynı şekilde Lübnanlı kardeşlerimizi de Türkiye’ye davet ediyoruz. Türkiye’ye gidip Türkleri daha yakından tanımalarını istiyoruz.

Sözlerime son verirken, bana konuşma imkanı verdikleri için Maşta Hasan’lı dostlarıma, beni dinlediğiniz için de sizlere teşekkür ediyorum.

Türk ve Lübnan halkları yeniden buluşmuştur. Birbirini yeniden tanımakta, yeni ilişkiler kurmaktadır. Artık mesafeler kısalmıştır. Türkiye, Lübnan ve Suriye yeniden tek bir coğrafya haline gelmektedir. Bu bakımdan Türk-Lübnan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde daha büyük gelişmeler göstereceğine inanıyoruz.